
_______________________________
_______________________________
19 Mayıs 2009 Salı
Kuran-ı Kerim
Kuran-ı Kerim’i Anlamak
Şüphesiz Allah (cc) insanoğlunu bir imtihandan geçirmek için yer yüzene göndermiştir. “Biz, yeryüzündeki şeyleri ona bir süs yaptık ki insanları, içlerinden hangisi amel yönünden daha güzeldir diye imtihan edelim.” (Kehf 7.) “Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.” (Bakara 155) “Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz. Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de şirke batanlardan da incitici çok şey dinleyeceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır.” (Al-i İmran 186).
Bu imtihan süresi boyunca Allah (c.c) insanlara doğruyla yanlışı öğretmesi için de, yeryüzüne peygamberler göndermiştir. “Yemin olsun ki, Allah müminlere lütufta bulunup onları minnettar bırakmıştır: Kendi içlerinden onlara öyle bir resul gönderdi ki, onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, onları temizleyip arındırıyor, onlara Kitap’ı ve hikmeti öğretiyor. Oysaki onlar, bundan önce açık bir sapıklığın tam içindeydiler.” (Al-i İmran 164)
İnsanlar, peygamberlerden önce, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmedikleri için bir sapkınlığın içindeydiler. Yaratıcı, insana peygamberleri göndererek onların içinden inananları doğru yola iletmiştir. İnanmayanlar ise küfürlerinde ısrar edip helak olmuştur. “İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, peygamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetsinler diye gerçeği taşıyan Kitap'ı hak olarak indirdi. O Kitap'ta anlaşmazlığa düşenler, o Kitap'ın bizzat muhataplarından başkası değildi. Bunlar, kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık/doymazlık/azgınlık yüzünden, çekişmeye girdiler. Sonra Allah kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya girdikleri gerçeğe tekrar ulaştırdı. Allah, dilediği kişiyi/dileyeni dosdoğru yola iletir.” (Bakara 213)
Son peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.a) ile birlikte de Furkan’ı (Kur’an) indirmiştir. İnanmayanlar, kendilerince buna engel olmaya çalışsalar da Allah (c.c) hak dini indirmiş ve tamamlamıştır. “O, resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler hoşlanmasa da o dini dinlerin tümünün üstüne çıkarsın.” (Tevbe 33) Allah’ın (c.c) kullarına indirdiği son din İslam ve bu dinin kutsal kitabı da Kuran-ı Kerim’dir.
Kur’an, Allah ‘ın (c.c) insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarması için peygamberimize indirdiği ayetlerin (Allah’ın (c.c) kelamı) bütünüdür. “O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir..” (Hadid 9)
Karanlıktan aydınlığa çıkabilmek için Her Müslüman’ın Kur'an'ı tanıması, okuması, öğrenmesi gerekir. Çünkü bir Müslüman’ın din, iman ve düşüncesinin asıl kaynağı ve onun hayatına hareket, değer, anlam ve ruh veren tek şey Kur'an'dır. Allah (c.c) Kur’an’ı insanları bir nur gibi aydınlatsın diye son peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.a) indirmiştir: “Sana öyle bir kitap indirdik ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan nura çıkarsın; doğruca o yüce ve övülmeye layık olanın yoluna ki, bütün izzet ve hamd O’nundur.“ (İbrahim 1)
İnsanlığa ışık veren bu kutsal kitap, günümüzde, ne yazık ki toplumun geneli tarafından, sadece ölülerin arkasından okunan bir kitap olarak görülmektedir. Manasından çok okunuş tarzına önem verenler ne yazık ki Kuran’ın vermek istediği mesajı almamaktadır. Hâlbuki Kuran, bizlere sadece ölülerin arkasında okumamız için indirilmedi: “Kutsal/bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler.” (Sad 29). Allah (c.c), kullarının Kuran üzerine düşünüp öğüt alması istemiştir. İnen her bir ayetin biz insanlara mesaj verdiğini düşündüğümüzde, bu ayetlerde bize ne denmek istendiği konusunda yeniden düşünmemiz gerekmektedir.
Kuran ayetleri yani Allah’ın (c.c) kelamı üzerinde düşünebilmemiz içinde Kuran’ı okumamız gerektiğini unutmamalıyız. Kuran’ı okuyup anlarsak yaratıcının bize vermek istediği mesajı anlayabiliriz. Böylelikle öğüt alırız. Ama bu okuma bizlerin anlayacağı şekilde olmalıdır. Yani Kuran’ı orijinal diliyle okumak tabiî ki daha iyidir. Ama anlamadıktan sonra bize vermek istediği mesajı bilmedikten sonra Arapça Kuran okumanın bize ne faydası olabilir?
Allah’ın (c.c) kelamını okuyup anlamamız gerekmekte ve her bir ayet üstünde derin düşünmemiz gerekmekteyken nasıl anlamadığımız bir dilde Kuran’ı okuyup, sevap kazanabiliriz. Kuran’ı orijinal diliyle okuyacaksak da, mutlaka anlayarak okumalıyız. Bu şekil de sevap kazanırız. Başka türlü değil…
Mesela, İngilizce yazılı bir kitap düşünün. Eğitici, öğretici, insanı aydınlatan bir kitap… O kitabı okuduğunuzu varsayın; ama siz İngilizce bilmiyorsunuz… Acaba o öğretici kitaptan neler öğrendiniz? Ya da neler öğrenebilirsiniz? Sanırım bu örneği verdikten sonra beni biraz daha iyi anlamışsınızdır…
Kutsal kitabımızı okuyalım ama anlayacağımız şekilde okuyalım… Böylelikle yaratıcının bizden ne istediğini daha iyi bir şekilde anlamış oluruz.
